Sabah uyandım, zorlukla. Telefonu elime aldım hemen. Kaldığım yerden haberlere bakmaya, twitter ve facebook’ta paylaşılanlara göz atmaya devam ettim. Sonra oturduğum koltuğun içinde gitgide gömüldüğümü hissetmeye başladım. Her yeni günde karamsarlığıma yenik düşüyor olduğumu görmemi sağladı bunu farketmem. Sanki üstüme karanlık oturmuş gibi hissettim.
Gün be gün evrilen direniş davranışlarını gözlemlediğim süre içerisinde benim de hislerim evrildi. Kızgınlıkla karışık verilen haklı savaşta benim de beynimdeki hücreler bu konu üzerine düşünmekle meşgul oldu hep. Kızgınlık arada kendi yerini korkuya verdi. Bazense değişimin gücüne tanık olduğumda coşkuyla fışkıran bir umuta. Ancak bugün karanlık. Hava bulutlu. Minibüsler hala müşteri toplamak için korna çalıyor. Ama avukatlar polis tarafından adliyeden apar topar göz altına alınıyor. Kedim hala benden ilgi bekler bir halde bilgisayarın arkasına yatıyor. Ama iktidar göz göre göre medyayı kendi çıkarları için kullanarak yalan söylüyor. Ve benim sabah eve girer girmez istediğim tek bir şey var: kedi tüylerini temizlemek için yerleri süpürmek. Çünkü bir şeylerin temizlenmesi lazım.
Çünkü yemeğimin içine uçuşan tüylerden daha tiksiniyorum adaletsizlikten. Çünkü adalet yerini bulamayacaksa hiçbir zaman, “Çok fazla acı var.” diyip giden kadın haklı.
Tek ihtiyacım olan biraz hayal gücü. Gerçek bazen köreltiyor. Bazen besliyor. Ama uçuşan harfleri yakalayıp kağıda yapıştırmak da işe yaramadı.